Stuff

Oyun hikayeleri filmlerden daha mı iyi?

Beyond: Two Souls ve The Last of Us’taki gibi, kaliteli karakterlere sahip Hollywood yapımlarını nadiren görebiliyoruz. O yüzden, merak ettik…

Oyun hikayeleri, filmlerdekilerden daha mı iyi?

[one_half]

Filmleri seviyorum ama oyun senaryolarının, son zamanlarda çok güzelleştiği aşikar. Call of Warfare: Modern Battlefield 4 ya da Assassin’s Theory: Splinter gibi, yıllık ‘ne koparsak kârdır’ zihniyetiyle yapılan oyunların, güzel hikayeleri yok. Bu yapımların, Hollywood izdüşümlerine ‘b-film’ diyoruz. İyi bir kitapta olduğu gibi, oyunlar da karakterlerini ve senaryolarını oturtmak için zamana ihtiyaç duyarlar. Skyrim gibi, yüzlerce saat kendini oynatabilen oyunlar, temalarını iyi yansıtabiliyorlar. Fantastik bir atmosfere sahip oyun, oyuncusunu kolayca içine çekip, güzel bir macera yaşatabiliyor. Oyuncular çoğu zaman, karakterleriyle bütünleşiyorlar. Yıldız Savaşları (1977)’ndaki konuda, seçilmiş bir çocuk vardı. İyi olduğu için, karanlık güçleri yeniyordu. Ne yazık ki, MMORPG (Devasa Çoklu Oyunculu Rol Yapma Oyunu) türünde, ne kadar seçilmiş olursan ol; her zaman senden daha iyi, 12 yaşında Uzak Doğulu bir bebe olacaktır. Her zaman Jedi Şövalye’si olamıyorsun. Bazen zırh tamiri için demirci de olman gerekebiliyor. Grand Theft Auto Online’da, insanlar Death Match modundan (karşı tarafı öldürme amaçlı mod) uzak durup, arkadaşlarıyla biraraya geliyorlar, kıyafet değiştirip, bankaların üzerine Titan bırakıyorlar, birlikte soygun yapıp, keyifli vakit geçiriyorlar. Hatta, yakında Dexter ve Game of Thrones gibi büyük yapımlara ev sahipliği yapan HBO kanalında yayımlanacak, dünyaca ünlü strateji oyunu Eve Online’ın dizisinde, oyuncuların, oyun içinde ürettiği senaryolar kullanılacak. Bu sayede oyunlar, hikaye anlatış tarzımızı bile değiştirebilir. Kendi hikayesi, Pong’la başlamış bir şey için büyük başarı…[/one_half]

[one_half_last]

Anlatıma bakınca, sinema filmleri, soba başında kestane pişirip, seni dizine oturtup hikaye anlatan dede gibi. Oyunlar ise, mahalledeki, bir dediği diğerini tutmayan, Kolpacı Nuri gibi. Kimin hikayesini dinleyeceğimi iyi biliyorum. Hem Nuri, bedava kestane vermiyor. Oyunlar, artık büyüdüler; ailenin, her zaman tersine giden ergen oğlu değiller. Oyunlar ‘büyüdükçe’, daha çok açık dünya (GTA V, Skyrim gibi) eğilimli oluyorlar. Bu oyun sınıfını sevmediğimi sanmayın; çalıntı bir Maserati ile sağa sola çarpmayı seviyorum. Açık dünya sınıfının eksisi de burada. Yapılacak çok şey var, kaos, vahşet sokaklarda kol geziyor. Bu yüzden de iyi bir hikaye anlatımı yapamıyorlar. Oyun dünyasından, son zamanlarda Beyond: Two Souls ve The Last of Us gibi usta işi yapımlar çıkmış olabilir ama şu ana kadar piyasaya çıkmış herhangi bir oyunda, Napoleon Dynamite kadar özgün ve garip bir karakter çıktı mı? Ya Dövüş Kulübü’ndeki gibi ters köşeye yatıran bir son? Peki, Taksi Şoförü’ndeki gibi bir soundtrack (kullanılan müzikler)? Oyunların bu zorlayıp da elle tutulur bir şey çıkaramasına karşı, Heath Ledger’ın canlandırdığı, sinemanın yapı taşlarından Joker karakterinin sözleriyle cevap veriyorum: “Nedir bu ciddiyet?” Örneğin, Yer Çekimi, 3D ve birinci kişi gözünden çekilmiş sahneleriyle bir oyunu andırıyordu ama vermek istediği ‘çaresizlik’ hissini, bir oyundan daha iyi veriyordu. İşte bu yüzden lunaparklarda, trene binince eline bir oyun kumandası vermiyorlar. Yeni nesil konsollarla, grafikte olan gelişimin, senaryoda da olmasını bekliyorum. İyi bir film yönetmeninin eli değinceye kadar da ağzımda kestane, kulaklarım açık dedemi dinliyorum.[/one_half_last]

100 KİŞİYE SORDUK